film by my dearest friend

ne kadar zaman olmuş yazmayalı?ne kadar zaman olmuş sigaramın dumanına gözyaşı bulaştırmayalı?zihnim böylesine gürlemeyeli ne kadar zaman olmuş?bilmiyorum...cümlelerin altına süpürmeyi unutmuşum içimdekileri.etrafıma yabancılaştıkça,kendimide kaybetim galiba bu bozulmuşlukta.dışımdaki ayazda içtenliğine sığınacak bir canlı yok etrafımda.ilk değil belki bu,ilk defa düşmüyorum böylesine dehlizlere.ilk defa kaybolmuyorum içimde.sadece her defasında kurtuldum sanıyorum,her defasında öğrendim sanıyorum yüzmeyi,içimdeki kan denizinde.ayaklarımın yere değdirmeme izin vermiyor bu hisler.
yalnızlara yazmak kolay.her sevgiliden bir çift kanat yapmayı başarabildi içimdeki çocuk.hazarfen çelebi kadar uçamadım hiçbirinde.rüzgarlara sığdıramadığım o duyguların altında kaldım hep.turna gibi de aşıktım aslında..köpek gibi sadık..karga oldum hepsinin sonunda..it oldum aşkını şehrin çöplüğüne gömüp unutup giden..
her şeyin son anını hatırlıyorum artık.okuduğum kitabın son sayfasını,dinlediğim şarkının son tınısını.hepsi birer film karesi olup takılıyor beynimin bi yerine.karanlık odama..sonra cümlerlerden bir film çekiyorum.bütün harfler başrolde.yöneten ben..senarist ben..asil bir porno çekiyorum kelimelerle...insanlar hayatlarını anlatır ya fimlerde.bende hayatla nasıl itiştiğimi anlatıyorum..sadece kendime..zihnimde yarattığım edebiyatın başyapıtı bu.etraftaki tüm çirkinliklere

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 04:37 | 0 yorum

Elimdeki son parayı sigaraya verdikten sonra, isyanlardaki midemi yatıştırmak için kalmış son umutlarımla da vedalaştım. Kaybettiğim eldivenlerin sayısı 8’e ulaştıktan sonra, yenisini almaktan vazgeçtim. Aptal olabilirim ama o kadar değil. Aptallar bile sonunda vazgeçmeleri gerektiğini bilmelidir. Dostlarım tarafından amacımı yitirmekle suçlanmıştım ben, ama kimse tam 8 çift eldivenin her bir tekini özlediğimi ve onların yasını tuttuğumu anlamadı. Tek bir kişi bile. Bu ne demektir biliyorum. Bu zaten ölmüşüm demektir. Ya da değildir, ben nerden bileyim ki? Ellerimdeki kıvır zıvırları daha fazla taşıyamayacağımı tahmin ediyorum. Hey Yakışıklı Prens! Tam da sana ihtiyacım varken nerdesin? Hangi cehennemdesin? Ders notları, Schweppes mandarin şisesi (yarı dolu), ağrı kesiciler ki neden elimde taşıdığım hakkında kesin bi fikrim yok, tahlil sonuçları ( bakteri ürememiş, bu iyi bişey galiba) ve burada bahsetmeye değmeyecek daha birtakım şeyler.
Herneyse karnım aç ve hastayım ve memnun etmem gereken bi dolu insan var. Neden olduğunu ben de bilmiyorum ama böyle işte. Sally Sendromu diyebilirsiniz. Bu hayatını başkalarını memnun etmek isterken, feci depresyonlarla boğuşan, yalancıktan mutluymuş gibi yaptığının farkında olmayan ve sonunda zehirli bir örümceğin ısırığı sonucu aramızdan ayrılan bir kızın trajik hikayesidir. Hmm fazla romantik oldu sanırım, herneyse. Bu kız belki de ölmenin 101 yolu üzerinde düşünüyordur ve karar veremediği için buhranlara girmiştir. Belki de ihtiyacı olan namluyu ağzına dayayacak ve tetiği çekerken elinin titrememesi için elini onunkinin üstüne koyacak birazcık yakışıklı bir kurtarıcıdır. ( birazcık yakışıklı olanlar akşam gelsin takılalım)
Küçük kızlar için hayat şaşırtıcıdır. Sally de küçük bir kızdır. İnsanın elleri üşür, karnı acıkır, kafası karışır; insanlar kendini zehirler, zehirlerini severler, sevdiklerinden nefret ederler, hızlı yaşarlar, bir türlü ölemezler, öldüklerinde hep arkalarında yarım kalan bir sürü şey bırakırlar. İnsanlar sürüyle acayip şey yaparlar ve bunlara normal derler. Sadece küçük kızlar olayın farkındadır. Ama çaktırmazlar. Herneyse işte Sally böyle bir kızdır ve bizle pek alakası yoktur. Onu kendi haline bıraksak iyi olur.

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 05:15 | 0 yorum