bi gün

eşek yerine konmanın başkenti ankara'da gri bi gün daha. sabahın sekizinde pencereden baktığımda hava sisli, hatta ilerdeki metro durağı gözükmüyor bile. ama havanın sıcak olacağı yönündeki hislerim oldukça kuvvetli. günün ilerleyen saatleri beni yanıltmamış olsa da bunaltıcı havada deri ceket giymenin dayanılmaz mallığına kapılıp gömleğimin üstüne deri ceketimi alıyorum. aklımda hep umut sarıkaya'nın meşhur karikatürü var:

mont beni

'tedarikliyim diye sevindim durdum
sıcağı görünce yandım kavruldum
mecnun oldum çöllere savruldum
kırk kapıya muhtaç eyledi mont beni...

bir garip ercanım bu dünyada konar göçerim
gahi ağlar gahi gülerim
mont elde diyar diyar gezerim
onulmaz dertlere saldı mont beni...



ama o kadar da kötü olmuyor, hem havalı da. son günlerdeki baş ağrısı yine tam gaz devam. yine de kalkıp derse gitmeli. anayasa bu, boru değil. sabahları kahvaltıdan önce sigara içmeyeceğime dair kendime verdiğim söz aklıma geliyor. yurt odasında herkes uyurken kalkıp mal gibi derse giden tek benim. canım sıkılıyor. bi sigara yakıyorum. gün böylece başlıyor.
ders herzamanki gibi sıkıcı ama bi şekilde uyanık kalmayı başarıyoruz. susuzluğumun üstüne şekerli bişeyler içme ihtiyacı biniyor. kantin hala tadilatta olduğu için sevinçle iletişimin bahçesine akıyoruz. mal lan bunlar diyorum içimden. çocuğun biri ağzını yayarak baba yaaa adam okumuş sınavları diyor. dip boyası gelmiş sarışın hıı 90 almışım diyor, kantine girdiğimiz için gerisini duyamıyorum. kantindeki adama sıcak çikolata diyorum. var mı? suratıma bakıyor. tekrar ediyorum. sıcak ne, diyor. gelişme var sıcak bişey istediğimi anladı. sıcak çikolata diyorum tekrardan, neden sonra beni kasada oturan kadına yönlediriyor. kadına sıcak çikolata diyorum, aynı ne diyo bu ifadesini alıyorum karşılık olarak. sevinç kahkaha atma isteğini bastırmaktan ben de sinirden ve deri ceketten kızarmaya başlıyoruz. sıcak diyorum çikolata. sıcak su mu çikolata mı diyor. artık elveda zalim dünya diyorum, herşeye rağmen güzeldi. allahım sana geliyorum. tam bu anda çağatay yetişiyor. sıcak çikolata diyor. nasıl oluyorsa kadın anlıyor ve sıcak çikolata poşetini uzatıyor. poşeti alıp adama geri dönüyorum. adam bardağı hazırlıyor içine poşeti boşaltıyorum. ekstradan 3 şeker alıyorum. adam küçümser tavırla, onun içinde şeker var diyor. hayata dair hiçbi istek kalmıyor içimde ve biliyorum diyorum biliyorum anasını satayım. sevinçle çağatay bu hazin olayı uzaktan izleyip gülümsemekle yetiniyor. yanlarına gidip sanki hayatta ilk defa sıcak çikolata içiyorum, mal lan bunlar diyorum. sırıtmayı kesip yola düşüyoruz.
bi şekilde atlatıyoruz anayasayı. karnımız acıkmış, istikamet yemekhane. yemek fena değil, ezogelin çorba, fırında tavuk domatesli pirinç pilavı ve yoğurt var listede. sıra var yine. yemekleri alıp masaya oturuyoruz kızlarla. yine yemekteyiz muhabbeti var. tek bildiğim şahsiyet olan arz ederim hasan'a getirip duruyorum muhabbeti. sonra da sıkılıp susuyorum. domatesli pirinç pilavının içinde domates yok. yemekteyizden sıkılan diğerleriyle bozuk paraların kim tarafından basıldığını tartışıyoruz. iktisat sınavında gelmesini beklediğim tek soru. 3 merkez bankasına karşı benim tek hazinem var. yemekten sonra fotokopi çektirmek lazım. malum vizeler falan. kırtasiyenin önünde kızların işlerini halletmesini beklerken 2. sigarasını yakıyorum günün. sonra bi çocuk yaklaşıyor yanıma. diğer şubedenmiş. anayasadan nereye kadar geldiğimizi falan soruyor. sonra bişeyler daha söylüyor. ne dediğini anlamak için çaba sarfetmem gerekiyor. sanki yabancı bi dil konuştuğu. enformatik ödevi falan diyor. o kadını indirmek lazım diyorum. uzattığım dala sıkı sıkıya tutunuyor, ateşli ateşli kadının şöyle kendini beğenmiş böyle geveze olmasından bahsediyor. ödevi yapmadığımı, yapmayı da düşünmediğimi söylüyorum. bilişim suçları falan. hiç uğraşamam. muhabbet uzadıkça canım da sıkılıyor. bi sigara daha yakıyım derken sönmüş numarası yapan kibrit elimi yakıyor. adının ibrahim olduğunu söyleyen çocuk pek ilgileniyor elimdeki yanıkla. dokunuyor falan. çok derin değil iyi ki diyor. iyiyim diyorum falan. tam da kelimeler tükenirken kızlar yetişiyor. okula yürüyoruz. yolda bozuk sesle şarkı söylüyoruz. sevinç herzamanki gibi ara namelere aldırış etmiyor. ona yetişmeye çalışırken, sigaranın dumanı boğazıma kaçıyor. sokak ortasında boğulma tehlikesi atlatıyorum. ben kendim yapamadım bari sen ağlat beni. telaffuzlara dikkat ederek katlediyoruz şarkıyı. hava sıcak, yine de heryer gri. dünyayı kalın tüllerin ardından görüyor gibiyiz. çıktığımız 3 kat bizi hayattan soğutsa da sırada medeni hukuk var yani mehmet istemi. heyecanlanıyorum. ama canım yine de sıkkın. cidden seninle alakası yok istemi, üstüne alınma noolur. ozan da lütfedip derse giriyor. ozan'dan hacıladığım uykusuz'u okuyorum arada göz ucuyla hocanın jestlerini inceleyip tekrar dergiye dönüyorum. ders bitince arada ozanın yanına gidip muhabbet ediyorum. dünkü maç falan. yerime dönüyorum. biri omzumu sıkıyor. selime diyor. bakıyorum ibrahim. sevinç not falan çıkarıyor heralde. çocuk bi tomar kağıt uzatıyor. bakıyorum: bilişim suçları. enformatik ödevi. sana da çektirdim diyor. elimi cebime atıyorum, ne kadar diyorum. duruyor. yok diyor. seninkini bedavaya çektiler. hadi ya diyorum sağol. gidiyor sonra. sevinç dürtükleyip duruyor. yalan söyledi diyor. biliyorum diyorum. ondan sonra rahat bırakmıyor 2 dakka. ahhh bana kimse çektirmiyoki bedavaya diyor tuvalette. omzuna harbici bi yumruk çakıyorum, kızıyor, suratı asılıyor ama konuşmayı da kesiyor. 2. ders yine dergiyi okuyorum. istemi kızın birine fırça atıyor. kız dışarı çıkıyor. sonra gözgöze geliyoruz. başımı indirip gözlerimi kaçıyorum. 10 sakıncalı hareketten biri. yine de bişey demiyor. o derse ben dergiye devam

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 13:56 | 2 yorum

gidin!


hiç merak ettiniz mi neden yalnızlığı tercih ettiğimi? neden karışamadığımı aranıza? neden nefret ettiğimi olmaktan? olmamayı istemek acı belki ama olmak çok daha acı geldi bana.tam da her şeye alışmışken, kabullenirken her şeyi, tam da işte şimdi oldu derken, artık daha zevk alırken bir şeylerden ve belki de tam da mutlu olmuşken bitiverir ya hayat.piçliklerin en kralını yapıp hiçbişey olmamış gibi devam eder ya sonra. hatta utanmadan bir de geride kalanlardan bekler o devam etme ayaklarını.
peki siz neden onunla işbirliği yaparsınız? neden ayak diredikçe, çocuk olmakla suçlanırım? son sigaranın son nefesini çekmek ya da çekmemekken en zor tercihim, neden büyük olmamı beklersiniz benden? işleri zorlaştırma dersiniz, oysa hayat yine ihanet etmiş bana. neden karmaşık ruhlara sahibiz? artık mutlu insanlar gibi olmak istiyorum. ya siz gidin, ya da bırakın beni. canımı yakmamak için uğraşırken öldürüyorsunuz beni. başımı üstüne koymadan taşın taş olduğunu anlayamam belki ama o taşı alıp başımı eziyorsunuz.
utanmadan iyiliğimi düşündüğünüzü söylemeyin bir de. evet belki konrolü kaybettim, düşüyorum. çünkü güzel kız artık güzel değil ve yaşlı çocuk çok üşüyor. deliriyor muyum? büyüyor muyum? yoksa sadece dram mı oynuyorum. herkes ölümü düşünür, ben yaşıyorum. acıdan kaçış eksenli hayatlarınızda durup düşünmezken nedeni, nasılı; ben boğuluyorum sorularda. bazı şeylerin asla değişmeyeceğini kabullenemiyorum. hiç konuşmadan çığlıklar atıyorum ama öyle körsünüz ki umursamıyorsunuz.
uyuyamıyorum, basit hatalar yapıyorum. yaptığım en aptalca hata, beni en çok inciten insanın bunu bi daha yapmayacağını düşünmek. yine de incinmekten zevk alıyorum, senin beni incitmen beni yüceltiyor. kendimi kutsanmış hissediyorum. içimde fırtınalar patlıyor, dışardan bakınca usluyum. bir ateş yakmak için uğraşırken, yaktığım şey kendi parmaklarım oldu. parmak izlerim, kişiliğim yok oldu. birinin bedeli ödemesi gerekiyordu, ben kendimi öne sürdüm.

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 09:51 | 0 yorum