kişisel intihar kurgulamaları

çizgi çizgi yıpranmış çalışma masasında şarapçı evsizler gibi yığılıp kalmış bir tomar kağıt ve diğer kıvır zıvırlar.hava boğucu, perdeler inik, pencereler açık. yorgun rüzgar arada kağıtları hafifçe oynatsa da yerlerinden kaldırmaya gücü yetmiyor. bu ufak esinti de olmasa bütün dünya o dağınık masanın çevresinde donup kalmış denilebilir. dünya ve bütün diğer şeyler. zaman, hisler, olayların olağan akışı gibi şeyler işte.

ama bazı ayrıntılar var. bir zaman, belki çok kısa bir an önce burada bütün telaşıyla dopdolu bir hayat olduğunu kanıtlayacak minik ayrıntılar. kağıtlar çizgisiz, samandan. bir öğrencinin sınav dönemi en yakın arkadaşı. gözü yormaz, üzerine yazmak kolaydır,ucuzdur, kolay ve bol bulunur. ama biraz nazlıdır, kolay yırtılır. olsun. kağıdın üstündeki hani şu ancak sahibinin okuyabileceği karakteristik el yazılarından. yatık, bu dünyaya ait olmayan bir alfabeyle yazılmış belki. satır aralarında bir hüzün kokulu telaşın izleri çarpıyor havaya. sıradışı bir kalem tercihi de yazılanların bir aceleyle ve hırsla yazıldığını anlatabilir. koyu bir göz kalemi karakteristik el yazısının sahibinin telaş içinde eline ilk geçen şeyle belli ki kendince çok önemli bir nedenle yazdığı kağıdın yanında uzanmış, dinleniyor. ucu açık çakı da yanında. belli ki arada kalemtraş olarak kullanılmış.

titreyen bir el zaman zaman harflerin üstünden kaymış. kalem beceriksiz bir kızın makyajı gibi akmış kağıdın üstünde.

' bugün dolmuşta ayaktayken önümde oturan adamın boğazını kesmek istedim. yine. kim olduğunun önemi yoktu. cebimdeki isviçre çakısının parlak keskinliğini hissederken parmalarımın arasında, beynimin içinde akan görüntüler beni başka bir dünyaya çekti. yine. orda acı çekmek yok. acı vermek var yalnızca. en ilkel, en saf, en yalın, nedensiz ve açıklamasız, mantık kurallarının ötesinde bir zevk. oranın hükümdarı benim. kanun benim. orayı ben yarattım ve orası benim. orada sonuçlarını göze alarak gerçekleştirdiğiniz her eylem tamamen yasal. tek kural sorumluluğunu üstlenebileceğin kadar ileri git. işte o dünyada bir asalağı ortadan kaldırdığım için korkuyla karışık bir saygıyla bakıyor bana insanlar. çünkü onlar korkak ve sinmiş, çünkü onlar sonuçlarını kabul ederek bir insanın canını alma fikrinden bile alabildiğine korkuyorlar. kaos onlar için cehennem demek. sıcak ve rahat bir yaşam için götlerini bile satan adi yaşam müsvetteleri onlar.

bir de diğerleri var. amaçsızca öldürenler. bütün dinler öldürmeyeceksin der. ama insanlar öldürür. john lennon amacı ne olursa olsun öldürmeye karşıyım demiş. ben amacı yüce değilse öldürmeye karşıyım diyorum. ve asalaklarının gözünde john da ben de kaçığın önde gideniyiz. herneyse yoluma çıkmadığınız sürece sorun yok. yoluma çıkarsanız da çevrenizden dolaşırım. yani sonuçta çok da umrumda değilsiniz.

peki neden oturmuş bunları yazmakla vakit kaybediyorum? belli bir nedeni yok. intihar etmek istiyor ama beceremiyorsanız alkol içip jeff buckley dinleyiniz. bünyemde eser miktarda alkol var ve arka arkaya so real ve lover you should've come over dinliyorum. içimde bişeylerin taşmak üzere olduğunu hissediyorum ve garip bir şekilde gururlu, huzurlu ve heyecanlıyım. bu elveda zalim dünya edebiyatı değil. bu benim tarzım. beni nereye götüreceğini bilemeden, herşeyi göze alıyorum. bu bir yolculuk gibi. cennet, cehennem ya da araf olabilir sonu. ya da hiç bi bok olmaz. nerden bileyim ben? bilsem burda bunları yazıyor olmazdım herhalde. herneyse eğer içinizden biri bile bunları okuyup peşimden gelmeyi göze alacaksa eğer... herşeye değerdi.

belki başka bir hayatta görüşürüz.'

sadece yazanın okuyabileceği el yazısı aşağı yukarı bunları söylemişti. hala anlamayanlarınız için daha açık bir söylem: evet ben yazdım. çekmecedeki bahçıvan makasını boğazıma saplamadan önce. onu yaklaşık 2 sene önce kuruyan ön bahçedeki gül ağacını budamak için almıştım ama hiç kullanmadım. şu anda durup masama bakarken deli gibi gülmek istiyorum ama beni bundan alıkoyan bir ağırbaşlılık hakim odaya. şu an tam olarak nerdeyim bilmiyorum ama burda zaman kavramı biraz garip. o yüzden size bunu ne kadar zaman önce olduğunu söyleyemem. belki on dakika belki bir gün. kimse gelip beni yani bedenimi bulmadı. ona ceset demek istemiyorum. bu biraz, acımasız bir söz. neler olup bittiği hakkında bir fikrim yok. tek bildiğim birileri gelip beni alana kadar buralarda takılacağım. peki kimse gelmezse? hiçbirşey olmazsa? şey o zaman, yola çıkıp yeni şeyler keşfetme vakti gelmiş demektir.

daha önce dediğim gibi, belki birgün başka bir hayatta görüşürüz.

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 03:52 | 1 yorum