here comes the sun, du du dum

feyste bi test yaptım sayın okuyucu ve bilin bakalım hangi beatles şarkısıyım benn. here comes the sun, ı say ıts alright. sevindim lan ama bi yandan da happiness is a warm gun filan olmak istiyodum yani. ama bu da iyi bence

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 05:50 | 0 yorum

giz

Öyle hızlı düşüyorum ki
Kimse görmüyor bunu
Çok güzel bir rüya görmüştüm
Şimdi bir yıldız kaydı sanıyorlar
Ve dilek tutuyorlar

Leylak ağacının altından izliyorum
Cenaze alayını
Hepsi benim suçum
Hepsi benim suçum
Hepsi benim suçum

Gece ıslak ve düşman
Arkadaşlarım uzakta duruyor
Acılı yüzleri ve matem giysileri
Rüzgarda dalgalanıyor

Zehirli bu his
Ve geriye dönüş yok artık
Benim bu zehir
Yaymışım kendimi
Son hücrelerine kadar onların
Onlar benim dostlarım

Kırmızı satene sarılmış ceset
Üşüyor ölümüne
Biliyor her nasılsa
Fısıldamış biri ona
İşe yaramazsın sen

Lütfen yapma artık
Öyle yorgunum ki
Birazcık uyusam…
Canımı yakıyor bu sığ bakış
Ağlayamam daha fazla
Büyüdüm çünkü ben


ps: sevgili ada.yeis teşekkür ederim gecenin bir vakti gelen ilham periliğin için. senin haberin bile olmasa da.) ve mutlu yıllar sana

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 03:14 | 4 yorum

neden böyle oluyor?

Dün gece gerçekten çok kötü hissettim kendimi. Sebepsiz yere sıkıldı canım sanki normalde çok eğlenceli bir insanmışım gibi. Jean cristophe grange’in son kitabı olan koloniyi az önce bitirmiştim ve o beklediğim tatmin hissini elde edememiştim. Bu da tabi mütemadiyen sıkılan canımı daha da sıktı. Kimdi o öldürücü çığlığa sahip çocuk? Buna biraz boş yere kafa yordum çünkü hiçbir ipucu yoktu kitapta, ben de her zamanki yaptığım şeyi yaptım. Her neyse diyip uyumaya çalışmaya çalıştım.
Durumum hiç parlak değildi ve ben bunu, uykuya daha rahat dalabilmek için dinlediğim şarkılara ağladığımı fak edince çaktım. Evet, insan bazen kendiyle ilgili şeyleri en son farkediyor. Çünkü kendimizi kandırmaya meyilliyiz. Bir süredir sürekli la vie en rose’yi dinleyip gözlerimin yaşardığını fark edince iyice çöktüm. Çaresizliğin en basit ve en acı haliyle baş başa kalmıştım. Toz pembe bir aşk şarkısına zırıl zırıl ağlıyordum. Ben bu değildim. Peki neden? Sorma neden, sorma neden. Evet bu nedensizlik pek yabancım değil aslında ama bu sefer canımı acıttı nedense. Ben üzülmek ya da mutlu olmak için bir nedene ihtiyaç duymam pek. Ama nefretle ve öfkeyle doldum kendime karşı bu kez. Neden böyle oluyor? Neden böyle oluyor? Defalarca sordum ama bir cevap yoktu. Aklıma bir de yavuzla kavga ettiğimiz geldi. O da çözülmemiş bir sorun olarak beynimin bir köşesini kemirip durmakta çünkü bu aralar. Hatırladıkça hem sinirleniyorum hem üzülüyorum. Hiç hoşuma gitmiyor bu durum ama tartışmayı bitirirken açık kapı bırakmayan taraf olarak geri adım atmayı da istemiyorum. Böyleyken böyle.
Bu nedensiz hüznü kate’le arka arkaya ele almamız ruhani bir işaret mi yoksa sadece birbirimizden kopya mı çekiyoruz o da başka konu tabi.
Bunları yazarken Dont let me be misunderstood dinliyorum tekrar tekrar. Aklıma gelin ve o ren ishiinin dövüş sahnesi geliyor. Canım çekti ya nerdeydi benim kill bill cdlerim. Bulayım bi ara da izleyeyim bari. Uzun zaman oldu izlemeyeli.
Dün geceye geri dönersek; saatler ilerledi ve ben hala yatağın içinde debelenip neden böyle, neden böyle diye kafayı yemekle meşguldüm. Sonra saat 2 gibi bi mesaj geldi telefonuma. Hiç ummadığım birinden, beni hem şaşırtan hem de sevindiren bi mesaj. Anında iyi hissettim kendimi. Yasin yani bizim psikoyastı mesajı atan. Ne haber napıyon bacım diye. Saat 6ya kadar konuştuk böyle. Jeff buckley neden öldü ki dedim. O da bak ben de baya iyi bi insan sayılırım ama ben de öleceğim mesela üzülme bunun için dedi. Ben de tamam üzülmem artık dedim. O da aferim çocuğuma dedi. Böyle saçma sapan şeylerden bahsettik sonra uykumuz geldi birbirimize iyi geceler diledik. Ben güneşin doğuşunu izleyeyim bari diye geçirdim içimden, hazır bu saatte uyanıkken. Sonra uyuyakalmışım öyle izleyemeden.
Bilmiyorum neden böyle oluyor? Hayatım totalde kocaman bir hatalar yığını gibi geliyor bana. Kimseyi de suçlamıyorum, suçlayamıyorum bunun için. Yoksa yakaladım ebe sensin deyip çekilmeyi ben de isterim tabi. Ama olmuyor işte. Başım ağrıyor sürekli, kafamı havaya uçurasım geliyor o derece. İnsanlar bilmediğim bir dilde konuşuyor gibi geliyor bazen. Ama bunun suçlusu da benim, öğrenemedim bir türlü o dili. Uyumak istiyorum her şey yoluna girene kadar. Ya da hafızam sıfırlansa mesela, her şeyi yeni baştan öğrensem. Yeniden başlasam yavaştan. Muhtemelen tekrardan aynı hataları yapacağım. Hiçbir şey değişmeyecek yani. Başka biri olarak doğmam lazım. Belki de o zaman bir şeyler değişir.
Daha önce başka bir yerde de söylemiş olabilirim ancak cidden hayat amalia rodrigues’in söylediği bir fado şarkısı gibi yakarak, acıtarak geçiyor. Ya da öp beni sevgilim dese de benim kalbimi kanatan la vie en rose.

des yeux qui font baisser les miens
un rire qui se perd sur sa bouche
voila le portrait sans retouche
de l'homme auguel j'appartiens

quand il me prend dans ses bras,
il me parle tout bas
je vois la vie en rose,
il me dit des mots d'amour
das mots de tous les jours,
et ca me fait quelques choses
il est entre dans mon coeur,
une part de bonheur
dont je connais la cause, c'est lui pour
moi, moi pour lui dans la vie
il me l'a dit, l'a jure pour la vie,
et des que je l'apercois
alors je sens en moi, mon coeur qui bat...

des nuits d'amour a plus finir
un grand bonheur qui prend sa place
les ennuis, des chagrins s'effacent
heureux, heureux a en mourir
http://www.4shared.com/file/32218153/184afb23/Edith_Piaf_-_La_Vie_en_Rose.html?s=1

indiriverin bence.

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 02:54 | 3 yorum

bob dylan bize gelsin bence

buraların en büyüğü o bir başka bob dylan bob dylan çok yaşaaa.




ayrıca da sevgili cate blanchetti öpüyorum. müthiş bir performansla süper bi bob dylan olduğu için. her seferinde ağzım açık kalıyo. nası lan? bu mu cate? yok canım bildiğin bob dylan bu be.)

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 03:51 | 1 yorum

aklıma geldi

Akşam babam kanun hediye etti bana. Evet, benim babam bana kanun hediye ediyor. İşte o avukat ben de hukuk öğrencisiyim ve aramızdaki iletişim de sınırlı. Bu yüzden ben bu hediyeyi yadırgamadım hatta sevindim bile. O yüzden size de garip gelmesin bu durum. Ceza kanunu karıştırırken birden büyük bir aydınlanma yaşadım. Artık önümüzdeki on yıl için bir amacım vardı. Bu süre içinde yasadaki bütün boşluklardan yararlanıp kusursuz suçu işleyecektim. Çünkü sevgili yardımcı doçentim Mehmet İstemi’nin büyük bir çakallıkla da olsa idrak etmemize neden olduğu bir gerçek vardı. O da hukukun ya da en azından hukukumuzun büyük boşluklarla dolu olduğuydu. Tabi bu üç yüz pırıl pırıl öğrenci için bu gerçeğe gözlerimizi açmanın bedeli ağır oldu. Örneğin medeni hukuk vizesinden 34 almak. Ancak işte ben o kusursuz suçu işleyecektim ve bana hiçbişey olmayacaktı çünkü yukarıda biryerde bazıları işlerine gelen çatlakları doldurup geri kalanını boş bırakıyordu. Peki, bunun sonunda elime geçen ne olacak? Aslında hiç. Koca bir hiç. Yine de artık hukuk fakültesi birinci sınıf öğrencileri sınav sorusu olarak Yargıtay kararlarını eleştirmeleri istendiğinde tıkanıp kalmayacak. Belki de. Çünkü hiçbir kuralın dogma olarak kabul edilemeyeceğini öğrenmiş olacaklar. İnsan yapımı her şeyde mutlaka bir kusur vardır. Sırf bunun için bile değer. Bence.




Society. Crazy indeed. Hope you are not lonely without me.

Bir gün. Çok uzaklara, çok ıssız yerlere gideceğim. Kayboldum sanacaksınız ama aslında buluyor olacağım. Buluşacağız bir şeylerle. Sonra arkamı dönüp bakacağım. Gözlerimi kısıp gülümseyeceğim aceleci kalabalığa. Ama çok uzakta olacağız birbirimizden. Dudaklarımın kenarına oturmuş bir gülümsemem olacak. Gözlerimin kenarı kırışacak, fısıldayacağım o sözleri. Umarım bensiz yalnız hissetmiyorsun kendini. İşte o zaman tanrı gibi hissedeceğim kendimi. Ve artık daha fazla yaşamam için bir sebebim kalmayacak. Ölüm eski bir dost ziyareti gibi olacak. O zaman huzurla kayacağım gökyüzüne. Sen de gelebilirsin Gülşah.

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 03:40 | 2 yorum