mİm, Mum, mİm falan...

eh nerden başlıcamı bilmemekle beraber bi yerden başlamalı diye düşünüyorum. şu mim meselesi, gerçekten mutlu oldum mimlenince ama bi yandan da kaldım öyle ne yazıyım ne diyim diye. malum zordur insana kendini anlatması. ama yine de bi deniyim diyorum ben. ilk önce sevgili fatmanın mimiyle başlıyorum. eveeet işte benim hakkımda 7 şey:

1. çoğu zaman kapalı olmakla eleştirilirim arkadaşlarım tarafından. özellikle yaptığım bişey değil ama bazen kendimi ifade etmekte gerçekten zorlandığımı düşünüyorum. ama sadece bazen. onun dışında aslında bence olması gerektiğinden fazla açık olduğumu düşünürüm.

2. yazmayı seviyorum. çocukken çok geniş bi hayal dünyam vardı. ( annemin dünyadışı bi varlık olduğunu ciddi ciddi düşünecek kadar) ama o zaman yazmazdım. şu an yazıyorum ama artık eskisi kadar sınırsız bi hayal gücüm yok.yine de fena yazmadığımı düşünüyorum. beni en çok etkileyen yazarlar chuck palahniuk, peyami safa, edgar allan poe ve ambrose bierce. ama özellikle palahniuk ve sylvia plath'ın yeri bende ayrıdır.

3. ispanyolca'yı çok severim. kalbim endülüste atar bi de.

4. genel olarak indie tabir edilen müzikler dinlesem de rahatlıkla her türe açık olduğumu söyleyebilirim ve bu özelliğimle gurur duyarım.

5. böyle olmaması gerektiğini çok iyi bilsem de rahatça ifade edemem çoğu zaman duygularımı. özellikle de sevgimi. hatta en çok sıkıntı çektirdiğim insanlar da en sevdiğim insanlardır çoğunlukla. eğer birine ölesiye kötü davranıyosam muhtemelen onu herşeyden çok sevdiğim ve deli gibi korktuğum içindir kaybetmekten. itiraf ediyorum böyle de iğrenç ve acımasız olabilen bi insanım.

6. bazen çok ufacık bi şey beni çok derin ruh hallerine itebilir, ağlatabilir hatta. ikinci el kitapların eski sahiplerinin sayfa kenarlarına ya da kapağa düştükleri notlar, ağlayan bir çocuk, bir dize, bir şarkı, bir bakış, hatırlanmak bazen... böyle gider bu liste.

7. sonlardan nefret ederim, vedalaşmayı bile sevmem çoğu zaman. hiç beceremediğim şeylerdir sonlar, sonuçlar. bu maddede olduğu gibi. yine de herşeeyin bir sonu olması gerektiğini öğrenecek kadar son yaşadım, o yüzden burada bir son veriyorum anlatmaya :)

sevgili fatma'ya tekrardan teşekkürlerimi iletiyorum. çikolatalı sufle gibi günler yaşasın kendisi mümkünse:)

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 04:52 | 1 yorum

my silly days ost

son günlerde alıp hayatıma fon müziği yaptığım şarkıları toparlamaya karar verdim. Sadece kulağıma çalınan şeyler değil, dakikalarıma sızıp onlarla bütünleşen şarkılar. Bi de bana ne ifade ettikleri tabi. Umarım hoşunuza gider.



Devendra Banhart- Pensando En ti

Seni düşünüyorum sevgilim günlerce, saatlerce… dinlediğim andan itibaren çok sevdiğim çok tatlı bi şarkı. Dev, hep mırıldayan bi kedi gibi mutluluk ve huzur verir zaten bana. Ama bu şarkıyı ayrıca çok seviyorum. Bir kupa tarçınlı karanfilli çay gibi.



Feist- Mushaboom

Bu şarkıya aslında başta pek alışamamıştım ama sonraları pek sevdim. Hatta Pensando en ti’nin kız kardeşi gibi benim için. Ayıramıyorum birbirlerinden. Feist’in vokali havada süzülen toz parçalarını yakalamaya çalıştığım çocukluk günlerimi anımsatıyor bana.



Kimya Dawson- So nice So smart

Juno film müziklerinin en sevdiğim şarkılarından. Kimya, neden onu sevdiğini ve neden onun kalbini kırmak zorunda olduğunu anlatırken içimden aynen, aynen, aynen diyorum. Arkadaş ya da sevgili olmanın ayrıldığı ince çizgide düşmemek için çaba sarf eden güzel insanların marşı ilan ediyorum bu şarkıyı.



The Clash- “Rudie Cant Fail

Tüketim çılgınlığı ve İngiliz aksanı. Üstüne hoş ritimler. Çöpten bozma, punktan doğma. Seviyorum kısacası.



Yasmin Levy- La Alegria

Benim ölümüme sebep olacak bi kaç şarkıdan biri. Kim koymuş adını mutluluk diye, karşılıksız aşka düşmüş bir kalbin çığlığıdır bu. ‘seni sevmenin günahını ödemek için yaşıyorum.’ Tüm dünyanın yükünü sırtlamış gibi acıdır sesi yasmin’in, yakar. Hassas bünyelere pek de önerilmez.



Erkin Koray- Yalnızlar Rıhtımı

Bir ben miyim perişan, gecenin karanlığında? Yosun tuttu gözlerim, yalnızlar rıhtımında. Yalnızlığı bir dost gibi görüp, kabullenebilmek için belki de.



Teoman- İstasyon İstasyonları

Çünkü bir sırrım var, saklarım. Ama görünce anlarsınız. Hepimiz aslında birer Ruhi’yiz, çiçek dürbünlerimizden insanlara bakan.



Elvis Costello- I Want You

Küvetteki su soğumaya yüz tutarken, kulağımda Elvis Costello seni istiyorum diye inlerken aklıma gelen sensen eğer, belki de gerçekten istiyorumdur seni. Belki de bu yüzden defalarca dinliyorumdur. Ya da sırf bir erkeğin aşk acısından gebermesini komik bulduğum için seviyorumdur bu şarkıyı. Kim bilir…



Urna Chahar-Tugchi- Buuvei

Moğol steplerinin sesi Urna’nın çıplak sesinden bir ninni. Denizin metrelerce dibinde dalgalar tarafından sallanan bir beşikte duyabileceğiniz türden bir ses, sirenlerin ninnisi. Ya da eşine sadece anne karnındayken ulaşılabilecek bir huzur. Biraz dinginliğe ihtiyacım olduğunda Urnanın sesi benim sığınağım olur, bu şarkıda olduğu gibi.

Rammstein feat. Sharleen Spiteri- Stirb nicht vor Mir

Çok sevdiğim bir arkadaşımın yıllığına yazmıştım bu cümleyi. ‘ Stirb nicht vor mir.’ Benden önce ölme sakın. Şimdi kimi gerçekten sevsem aklımdan bu cümle geçiyor, Till Lindemann’ın bas sesinden. Klasik rammstein tarzında değil pek bu şarkı, yine de bana çok şey ifade ediyor. Gitarın yumuşak tonundan, vokallerin sesindeki acı ve çaresizliğe kadar her şeyi seviyorum bu şarkıdaki. Sizi de seviyorum, benden önce öleyim demeyin o yüzden…



Yoruldum biraz yaa, sonra devam ederim. Belki. Bak belki dedim ya muhtemelen etmicem. Her neyse…

ps. elbet bi gün upload da yaparım. ya da üşenirim belki ona da. bilemedim ki..

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 04:35 | 3 yorum

oysa ben lcwda alışveriş yaparken bir anda mağazada feist'in kadife sesinden mushaboom dinleyebilme ihtimalimizi sevdim.

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 06:32 | 0 yorum

what a wonderful world...

burda yağmur yağıyo ama aynı zamanda güneş de var. hem yağmur hem güneş, evlatlık gökkuşağı..

babam sigarayı bıraktı. bi anda. çünkü bikaç gün önce kuzeni kalp krizi sonucu dünyaya elveda dedi.

astım hastası ufacık bi kız babasız kaldı. düşündükçe üzüntüden kalbim patlıcak gibi oluyor.

bi gemi bile olamayacak kadar, karaya esaret oluşumun farkına varıyorum.

sonra biri dedi ki, kıtalar bile birbirine daha yakın. ben de durdum öyle. zaten ne denilir ki böyle bi söze.

sürekli kilo alıyorum, yakında 97 kilo olucam. ne hoş di mi?

and ı think to myself, what a wonderful world...

Posted by Sally Zucco | tam da şu saatte: 04:46 | 2 yorum